22 Eylül 2017 Cuma

Adım Adım Norveç ; OSLO



İskandinav ülkelerinin en eski tarihli kenti olan Oslo Norveç seyahatimizin ilk noktasıydı. Harika bir ülkenin başkenti bence birçok benzeri olan şehirlerden biri. Yine de bu kenti görmek istedik. Pegasus ile havaalanına gelip pasaporttan bir saat süren bekleme sonucu trene binip 20 dakika da şehre geldik. Hemen bir otele gitmedik. Gece 22.30 da trenle Stavanger'e geçeceğimiz için bavullarımızı tren garında bulunan emanet kasalara bıraktık. Sonra da şehri gezmeye çıktık. 
Oslo hakkında blogları okurken para birimi olan Norveç kronun türk lirasına çevirirken üçte biri diye yazdıklarını gördüm. Ama biz gittiğimizde bu oran yarıyarıya inmişti. Yani Norveç bize iyice pahalı olmuştu. 
Her Norveç'e gelen gibi bavulumuzu konserveler ile doldurduk. Ekmek bile 15 tl. Allahtan suya hiç para vermedik, çeşme suyu içiliyor ve harika.


Yaklaşık 600.000 nüfuslu Oslo bugün Norveç’in finans, politika ve kültür başkenti. Şehrin kuruluşu 900’lü yıllara denk geliyor. 14. yüzyılda şehir coğrafi avantajıyla bir ticaret merkezine dönüşmüş. 1624 yılında Danimarka Kralı IV. Christian şehrin ismini Christiania’ya çevirmiş. Şehirdeki ticaret sayesinde 19. yüzyılın ortalarından itibaren şehrin nüfusu 300.000’lere ulaşmış. 1905 yılında İsveç’ten ayrılan şehir, 1925 yılında yeniden Oslo ismini kazanmış. Os kelimesi sıradağlar ya da eski kuzey tanrısı anlamına geliyor.



Oslo, geçmişi Vikingler zamanına uzanan Avrupa’nın en eski başkentlerinden biri. Şu andaki Opera Binasının bulunduğu yer Vikinglerin şehre ilk çıktığı yer. Şehir gerçekten temiz, düzenli ve sakin.



Şehrin en hareketli caddesi Karl Johans Gate. Karl Johans Gate’in başlangıç noktası bugün Kraliyet Ailesi’nin yaşadığı saray. 
Muhteşem mimarisiyle görülmeye değer Opera Binasının olduğu tarafa geçmeli ve fiyordlara o taraftan bakmalısınız. Opera Binası camdan ve mermerden yapılmış ve farklı mimarisiyle şehrin sanata verdiği değerin bir kanıtı. 


Aker Brygge tarafında sahil boyunca dizilmiş güzel balık restoranlarını ve cafeler bulunmakta. Aker Brygge tarafından karşı kıyının manzarası görülmeye değer. Hem gece hem gündüz burayı gelip gezmenizi tavsiye ederim. Sabah erken saatte buraya gelirseniz sabah tutulmuş balıkların satışını görebilirsiniz.


Şehirdeki en ilginç yerlerden biri ise Vigeland Parkı. Burayı kesinlikle görmelisiniz. Adeta bir açık hava müzesi olan bu parktaki heykeller görülmeye değer. Vigeland Park’ta ayrıca bir müze var. Burayı da gezebilirsiniz.Doğa ile sanatın içiçe olduğu bu park Gustav Vigeland’ın elinden çıkan ve insan yaşamını bebeklikten itibaren resmeden 200’den fazla heykelle süslenmiş. Her bir evreyi o kadar güzel canlandırmış ki bronz heykellerden etkilenmemek mümkün değil. Heykellerden en ünlüsü Sinnataggen isimli küçük sinirli erkek çocuğu. Oslo’da mutlaka görmeniz gereken bir park.


              Oslo 3 gün içinde rahatlıkla gezilebilecek bir şehir. Şehri büyük çoğunlukla yürüyerek keşfedebilirsiniz. Ancak Munch Müzesi, Vigeland Parkı, Holmenkollen için toplu taşım araçlarını kullanmanız gerekiyor ki otobüs, metro, tramvay imkanlarıyla şehir ulaşımı çok rahat. Eğer Oslo Pass alırsanız toplu taşım ücretsiz eğer 24 saatlik bilet alırsanız da kişi başı 80 Kron ödemeniz gerekecek.


Şehirde birbirinden güzel graffitiler var. Özellikle Grünerlokka bölgesinde çok sayıda vintage mağaza, orjinal ürünler satan butikler ve çok şık cafe ve restoranlar var.


Grünerlokka bölgesinde mutlaka görmenizi tavsiye ettiğim sokaklar: Thorvald, Meyers Gate ve Markveien. Bu sokaklarda yürümek çok keyifli.


Oslo'ya tüm gezimiz bitince tekrar dönüp bu  sefer bir otelde kalarak ve daha çok gezerek veda etmiştik. Oslo gardan saat 22.30 da hareket eden trene binerek neredeyse 9 saat yoculuk yapıp ikinci şehir Stavanger 'e gittik. Böylece gece hem otel masrafından kurtulduk hem de bu uzak şehre gitmek için gece yolculuğunu seçmiş olduk. 

  


20 Ağustos 2017 Pazar

Taşlar, Boyamalar

                             Şu taşların her türünü o kadar çok seviyorum ki. Güzel ve düz olanları ayırıp üzerine mandala yapıyorum ya da renkli boyuyorum bilen bilir. Yaz gelsin şunu şunu yapacağım diye hayaller kurdum tüm kış. Nedense kurulan hayallerin üçte birini gerçekleştirdim. Baya bir taş birikmişti, yazın bahçe de boyarım dememe rağmen bir türlü başlayamamıştım. Neyse ki şu son iki hafta da iyi iş çıkardım. Hem su kabaklarını hem de taşları boyadık kızlarla.
                           Küçükken Pelin'e yaptırabiliyordum birşeyleri. Şimdi zorla oluyor herşey. Arkadaşı geliyor ve odasına kapanıp tüm gün tablete bakıyorlar. Hareket etsinler diye şuraya buraya gönderiyorum ama onu da oflayarak söylene söylene yapıyorlar. Geçen gün hadi bakalım kapatıyorsunuz ellerinizdekini bahçeye çıkıyoruz boyama yapıyoruz dediğimde de çok söylendiler. Neyse ki işe başlayınca hoşlarına gitti boyama.Bahçenin çeşitli köşelerine koyduk taşlarımızı sonra. Ben bayılıyorum her köşede ıvır zıvır taşların olmasına. Boyanmamış olanlar bile öyle güzeller ki.


                      Görüntünün olası içeriği: açık hava

                      Görüntünün olası içeriği: bitki


                      Otomatik alternatif metin yok.

                      Görüntünün olası içeriği: ayakkabılar ve bitki


                            Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, bitki, açık hava ve doğa

                                Görüntünün olası içeriği: bitki, ayakkabılar, açık hava ve doğa


                                Görüntünün olası içeriği: bitki, açık hava ve doğa


                                Görüntünün olası içeriği: bitki ve açık hava

10 Ağustos 2017 Perşembe

Karıncanın Su İçtiği Ada ; MARMARA ADASI

                       Karıncanın su içtiği ada deyimi Karadeniz'de kullanılan bir deyim. Biliyorsunuz Yaşar Kemal'in aynı adlı romanı harika. Deniz öyle durgun ve güzeldir ki bir karınca bile kıyıya yanaşıp su içebilir. Ben de böyle bir adayı anlatmak istiyorum.
                      Bu gezimiz tahminimizden çok güzel geçti. Bilmiyorum belki ben sakinliği, huzuru sevdiğim için bu adayı çok sevdim. Özellikle Çınarlı Köyünü. Marmara Adasını coğrafya dersinden biraz biliyorduk, adını duymuştuk ama bunca gidilecek yer var deyip ertelemiştik. Kısmet bu yazaymış..
                         Marmara Adasına biz Erdek üzerinden gittik. İstanbul Yenikapıdan deniz otobüsleri 3 saatte gidiyormuş. Biz Erdek'te limandan Gestaş gemilerine binerek 2,5 saatte gittik. Biletler tam 12 tl  öğrenci 5tl. Taşımacılık şirketinin internet sayfasında saatleri var. Marmara Adası Marmara denizinde ki en büyük ada ve adını Saraylar beldesinden çıkan mermerden alıyor. Bir çok ada da olduğu gibi Rumlar uzun yıllar bu ada da yaşamış sonra da mübadele ile Yunanistana dönmüş.
                      Merkez limana geldiğiniz de köylere giden minibüslere sola doğru giderek ulaşıyorsunuz. Köylere minibüs saatleri farklı. Limandan iner inmez taksiye de binerek istediğiniz köye gidebilirsiniz. Biz Çınarlı köye taksiyle 30tl ye gittik. Minibüs ise 4tl. 
                      Marmara adasının Saraylar beldesi, Çınarlı, Asmalı, Gündoğdu , Topağaç köyleri var. Hepsi birbirinden güzel, şimdi sıra sıra gördüğümüz kadar anlatmak istiyorum.

                      Marmara Adası Merkez

        Biz Marmara Adasında üç farklı yerde konakladık. Kaldıklarımızdan biri adanın merkezinde bulunan Mermer Otel. Tatilimizi ucuza getirmek için daha çok pansiyon seçtik. Bu otel de tam merkezde, çarşının ortasında büyük bir otel. Ada da kalışlarda fazla bir konfor aramayın bence. Hele pansiyon hayatında bazı şeylere katlanmak gerekiyor. Bunları göze alıp gelmelisiniz. Yine yalnızca uyumak için kaldığımız otel diğer oteller içinde en ucuzuydu. 3 kişi 210 tl ye kaldık. 
      Merkezde kalıp denize gitmek isterseniz en yakın plaj Kole Plajı.Şezlong kiralayabilirsiniz. Çarşıdan yürüyerek gidiliyor, Şato otelin alt kısmı.


                       Deniz biz kaldığımız 8 gün boyunca dümdüz ve tertemizdi. Merkezde kalarak Coral Beach,Aba Plajı, Pehlivan, Marmara Ada otellerinin önünden de denize girilebilir. Akşamları da çarşı da gezebilir, çay bahçelerinde oturabilirsiniz. Yemek için de ne ararsanız var. Biz hep balık yediğimiz için bu tür restoranları seçtik. Özellikle Birol ve Üçler restoran yemekleri çok güzel. Bir gece de Oflinin yerinde yemek yedik bura da da fiyatlar uygun, yemekler lezzetliydi.


Adanın en lezzetli mezesi peynirli patlıcan. Mutlaka denemelisiniz ben bayıldım. Genelde Manyas bölgesinin delikli kelle peyniri ya  da kuru Mihaliç peyniri tercih ediliyormuş. Balık olarak yıllardır çıkmayan uskumru bolluğu vardı şansıma.
Bol bolda midye tava ve midye dolma yiyebilirsiniz restoranlarda. İstanbula midyeler bu adadan gidiyor.


                          Merkez de bulunan limanda dolaşmak, balıkçıları seyretmek...


                      Bahçelerin önünde satış yapanlardan bal, zeytinyağı, kekik, adaçayı almak..


                               Güzel evlerin, kapıların önünde fotoğraf çektirmek...
                


                     Tezgahlardan deniz kabuğu, deniz yıldızı ve taşlar almak..


Tarihi rum binalarını gezmek..


Gece Altın Çocuk Çay Bahçesinde kahve ve Koruk suyu içmek..



Pastanelerinde gece sıcak sıcak çıkan poğaçalarından almak..
İşte merkezde yapılacaklar listesi. Bizim birde gidip konakladığımız diğer köye sıra geldi.

Çınarlı Köyü

Adanınen sevdiğim yeri bu köy oldu. Burada ilk önce Gül Pansiyonda 2 gece kaldık. 3 kişilik oda 110 tl . Daha sonra Binnaz Teyzenin pansiyonunda kaldık, burası da 3 kişilik oda 60tl. Her keseye göre kalacak yer yani. Ama fiyatla birlikte imkanlar düşüyor. 
Çınarlı Köyüne 10 dakika da ulaşıyorsunuz zaten. Minibüslerden iner inmez kendinizi koskocaman çınar ağaçlarının altında buluyorsunuz. Bu kadar büyük ve yaşlı çınar ağacını daha önce görmemiştim. 1000 yıllık çınar ağaçları köyün meydanında.


Binnaz Teyzenin pansiyon odamızdan..


Meydanda ki asırlık çınarlardan sadece biri..


Köyün içinde gezerken hep burnunuza adaçayı kokusu geliyor. Her tezgahta toplanan otlar satılıyor ve size de almak düşüyor. Köyde bir zamanlar şarap ve pekmezde  satılırmış ama artık bunlar yok.


Köyün plajı..


Akşam olunca biz hep Enis'in Yeri'nde balık yedik. Hem denize sıfır masalarında..



                      Sonra da saat akşam 9 olunca Mehmet Usta dükkanının önünde künefe yapıyordu. Tepsi de ki hemen bitiyordu sonra diğer tepsi hazırlanıyordu. Biz tadına bayıldık ve her gece aldık.


Sonra çay bahçelerinde oturmaya geçiyorduk. Köyün diğer adeti gece 11 olunca fırından yeni pişmiş poğaça almak. Fırının önünde her gece kuyruk var.


Çınarlı Köyünün bir diğer lezzeti tarihi dondurmacısı. Keçi sütünden yapılıyor ve meyveli dondurmalar taze meyvelerle hazırlanıyor. Özellikle tahinli ve koruk dondurma denenmeli.


Plajda şezlong kiralıyorsunuz. Bazı yerler 8 tl bazı yerler 10. Ama biz Kalemi pansiyonun önünde ki şezlonglara gittik ve oradan yiyip içtiğimiz için tüm gün 5 tl anlaştık.


Her evin arasında çınar ağaçları vardı. Aslen bir Rum köyü olan ve sonrasında mahalleye çevrilen Çınarlı’da günümüzde tek bir Rum evi kalmamış maalesef. Yine eskiden şaraplarıyla meşhur olan Çınarlı’da üzüm bağları da talan edilmiş. 1935 yılındaki Marmara depreminde tahribat gören çoğu evi onarmak yerine yakmayı tercih etmiş halkı ne yazık ki.


Manastır Koyu


                        Çınarlı Köyünde kalırken bir günde yüzmek için Manastır koyuna gittik. Köyün merkezinden kalkan minibüslerle 5 dakika da gidiyorsunuz. Koy harika , tertemiz ve kum . Fazla insan olmayınca da çok sessiz. Bir zamanlar burada bir manastır varmış ama şimdi yalnızca duvarları duruyor.


İşte burada gördüğünüz yer. Şezlonglar eğer burada birşeyler yer içerseniz ücretsiz. Biz burada ki restoranlarda öğle yemeği yemiştik ve çok lezzetliydi. 


Bu koyda kalacak bir otelde bulunuyor.



                                                  Gündoğdu Köyü

                 Merkeze 1o dakikalık bir yolculukla bu küçük köye geliyorsunuz. Biz buraya gelip denizinde yüzelim dedik ama deniz çok yosunlu tavsiye etmem. Tepeden çekmek için buraya tırmandım. Aslında manzarası süper bir yerdi ama otlar belime kadar geliyordu. Bu köylerimize biraz el atılsa neler olur aslında. 



                               Plajı iyi olmasa da köy içine girmek gezmek sonra da minibüsü beklerken bir adaçayı içmek harika oldu. Sokakları hep mermer olan bu köy o kadar sessizdi ki anlatamam. Her ağacın altında grup halinde teyzeler , amcalar oturmuş muhabbet ediyorlardı.


              Marmara Adası'nın güneyinde bulunan bir köy. 1922 yılındaki Nüfus Mübadelesine kadar Rum nüfusun yaşadığı ve Prastos adıyla anılan köye, Rum nüfusun adayı terk etmesinden sonra 1927 yılında Türk nüfus yerleştirilmiş ve bugünkü Gündoğdu adını almış..
Zeytincilik, zeytinliklerle çevrili köyün önemli gelir kalemlerinden birini oluşturmakta







                                     Gündoğdu köyünde tarihi evlere rastlamak mümkün.  


SARAYLAR

                     Saraylar Beldesi antik çağlarda Prokonnesos,ismiyle anılıyordu.Antik çağlarda Prokonnesos ismi 'geyik adası'  anlamına gelmekteydi.Belde'nin Palatia(Saraylar) ismini ise tam olarak hangi tarihte aldığı bilinmemekle beraber,16.yüzyılda Piri Reis'in yaptığı ada haritasında beldenin isminin Palatia olarak geçtiği görülmektedir. Palatia isminin nereden geldiğine dair elde bulunan bulgulardan biri, bugün de halk arasında anlatılan bir söylencedir.Söylenceye göre;Bizans İmparatoru'nun kızı amansız bir hastalığa yakalanır.
Hükümdar kızını hava değişikliği için Marmara Denizi kıyılarında bir geziye götürür. Açık denizde büyük bir fırtınaya yakalanırlar ve Proconnesos'a (Saraylar'a) sığınırlar. Bir süre havanın sakinleşmesini beklerler.Adanın havası,beslenme koşulları imparatorun kızına iyi gelir.Öyle ki,kızının amansız denen hastalıktan iyileştiğini gören imparator mutludur. Geri dönerler ama burayı asla unutmazlar.Bir süre sonra buraya büyük bir saray yaptırırlar.Bizans İmparatoru'nun kızı için yaptırdığı bu saraydan dolayı belde bu tarihten sonra Palatia (Saraylar) diye anılmıştır.



Abroz harika gün batımına sahip bir plaj. Koy olduğu için dalgasız, sığ ve çok temiz bi denizi var. Ayrıca plajı da ince kumlu. Hemen arka tarafında da Büyük Kum ve Kadınlar Plajı yer alıyor. İki plajın arasındaki bölgede, piknik yerleri, park, büfeler, mescit yer alıyor. Otopark ücretsiz. 



Plajda yenilen en güzel şey midye dolma. Ama plajda satılmıyor, biz plaja gelmeden İhtiyar Balıkçı ya da Birol restorandan bir kutu alarak geliyorduk.


                           Bu koyda 1912 yılında yapılan mermer fabrikası bulunuyor. Saraylar beldesine gelmeden önce.



1911 yılından kalma Agios Nikolas kilisesi. 



                     Marmara Adasına adını veren mermer madeninin ada için 2700 yıllık mazisi bulunuyor. 1912 yılında Saraylar beldesinde ilk mermer taş fabrikası kuruluyor. Bu belde de bulunan limanla taşımacılığı yapılıyor. Zaten buraya gelince kocaman mermerden bir dağ görüyorsunuz. Çok ilginç yüzyıllardan beri çıkarılan mermer dağı hala çok heybetli.
                         Ayasofya ve Aya İrini de kullanılan sutün başlıkları , Bizans dönemi sutünları bu adadan getirilmiş. 
Saraylar'da kazılarda çıkarılan m.ö 200 yıllarına kadar uzanan lahitler de olmak üzere bir çok tarihi eseri görebileceğiniz açık hava müzesi mevcut.



Özellikle Saraylar da yapılan mermer heykeller çok güzel. Adanın her yerine bu heykeller konmalı bence.  Mimar Sinan Üniversitesi heykeltraş bölümünün yazın gelen öğrencilerinin 3 ay boyunca workshop yapması sonucu olmuş. Yaptıkları heykelleri köyün her yerinde görebilirsiniz.
Bizim gezdiğimiz yerler bunlardı. Aracımız olsaydı daha çok gezerdik ama minibüslerle de her yere gidilebiliyor. Görmediğimiz Topağaç ve Asmalı kaldı. Belki başka zaman..
Bitirmeden size küçük bir bilgi :
Marmara Adasını ziyaret eden ilk ve tek  Osmanlı padişahının Sultan Abdülaziz olduğunu biliyor muydunuz?


















Tasarım:Sawako Kuronuma